DOKTORCLUB AWARDS 2019

Yılın Doktoru Ödülleri - Yılın Yenilikçi Cerrahi Bilimler Doktoru Finalisti

Prof. Dr. Ayşe Öner


Prof. Dr. Ayşe Öner

Dejeneratif Retina ve Optik Sinir Hastalıklarında Kök Hücre Uygulaması

Genel Bilgiler: Mezenkimal kök hücreler (MKH), erişkin kök hücre tipidir. Stromal kökenli olmaları nedeniyle genel anlamda “destek hücresi” özelliği taşırlar. Birçok dokudan elde edilebilen, sayıca çoğaltılmaya elverişli, dayanıklı hücrelerdir. Organizmanın en zengin kök hücre kaynaklarından biri olan yağ doku ve kemik iliği, MKH’ler için ana kaynak sayılmaktadır. MKH'ler, özellikle rejeneratif tıp uygulamalarında, uygun mikro çevre koşullarında çeşitli hücre tiplerine farklılaşabilme potansiyeli ve immunsupresif özelliğinden dolayı tercih edilmektedir.

Günümüze dek dejeneratif retina ve optik sinir hastalıklarında yurtdışında yapılmış faz ½ çalışmaların sonuçları oldukça umut vericidir. 

Adipoz doku kaynaklı MKH uygulaması ile ilgili kliniğimizde yaptığımız bir güvenilirlik çalışmasında herhangi bir sistemik yan etkiye rastlanmamıştır. Ancak bazı oküler yan etkilerinin olduğu görülmüştür. Literatürde de subretinal uygulamalara bağlı benzer komplikasyonlar tanımlanmıştır. Bu nedenle subretinal uygulama yerine suprakoroidal transplantasyon tekniğinin uygulanması planlanmıştır.  Suprakoroidal uygulama tekniği Limoli ve arkadaşları tarafından tanımlanan bir tekniktir. (Limoli retinal restorasyon tekniği-LRRT).  Bu cerrahi teknikte gözün içine girilmediği, göz dışından fleb hazırlanarak uygulama yapıldığı için hiç retinal komplikasyonlar gelişmemektedir. Bu teknik bu çalışmada kök hücre uygulaması ile kombine edilmiştir ve retina ve optik sinir hastalıklarında başarılı sonuçlar görülmüştür.  

Yöntem: Araştırmada amacımız suprakoroidal olarak tek doz uygulanan adipoz dokudan derive edilmiş MKH  tedavisinin etkinliğini belirlemektir. Çalışmaya kliniğimizde takip edilen ve dejeneratif retina (5 retinitis pigmentosa, 5 Stargardt makula distrofisi, 5 kuru tip YBMD olgusu) ve optik sinir hastalığı (5 idiopatik optik atrofi) tanısı konmuş görme düzeyi 0.05 düzeyinde veya daha düşük olan toplam 20 gönüllü dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalıklar ilerleyici bir seyir göstermekte, her iki gözü birden etkilemekte ve simetrik seyretmektedir. Günümüzde bu hastalıkların bilinen etkin bir tedavisi yoktur. Çalışmada uygulanacak yöntem rutinde uygulanan bir yöntem değildir. Hastanın tek gözü çalışma alınacak diğer gözü doğal seyrine bırakılarak (herhangi bir tedavisi olmaması nedeniyle) kontrol olarak kullanılmıştır.  Gönüllüler bilgilendirildikten ve onayı alındıktan sonra tedavi öncesi tetkikleri yapılmıştır. Tedavi öncesinde yapılacak testler rutin oftalmolojik testler (görme düzeyi tespiti, biyomikroskobik muayene, göz içi basıncı tespiti ve fundus muayenesi) renkli fundus fotoğrafı ve fundus floresein anjiografi (FFA),  optik kohorens tomografi (OKT), periferik görme alanı testi (PGA) ve elektrofizyolojik testlerdir (patern ERG, mf ERG) testleridir. Bunlar tamamlandıktan sonra ameliyathane şartlarında lokal anestezi altında suprakoroidal olarak tek göze  (daha az gören göz tercih edilecektir) 0.1 ml 'de tek doz 3.pasajda, 0.5 ml de 20X106 adipoz doku kaynaklı MKH uygulaması yapılmıştır.

Bulgular: Çalışmaya şu tarihe dek 20 olgu dahil edilmiş ve bu olgular 6 aylık kontrollerini tamamlamıştır.  Olguların hepsinde uygulama öncesi belirgin görme alanı kaybı mevcuttur.  Olguların hepsinde görme keskinliği düzeyleri %0.05 (Yüzde beş) den daha düşüktür. (Normal görme keskinliği % 100’dür).

Olguların hepsine lokal anestezi altında yukarıda tarif edilen cerrahi yöntem uygulanarak suprakoroidal alana mezenkimal kök hücre uygulaması yapılmıştır.  Postoperatif dönemde 1 ay süreyle topikal antibiyotik ve steroidli damla kullanılmıştır.  Tüm olgular 6 aylık takiplerini tamamlamıştır.

1-Takiplerde hiçbir olguda sistemik komplikasyon gelişmemiştir.
2-Takiplerde hiçbir olguda okuler enfeksiyon ya da kontrol edilemeyen bir üveitik (immun)  reaksiyon gelişmemiştir.  
3- Takiplerde hiçbir olguda cerrahi ile ilgili komplikasyon gelişmemiştir.
4-Takiplerde 20 olgunun 18’inde (% 90) görme keskinliği artmış, geri kalan 2 olguda (%10) görme keskinliği aynı kalmıştır. Hiçbir olguda görmede kötüleşme olmamıştır.
5- Takiplerde 20 olgunun hepsind (%100) retina fonksiyonlarını gösteren mfERG ve PGA testlerinde iyileşme saptanmıştır.
6- Takiplerde santral retina kalınlığında belirgin bir değişiklik olmaz iken santral koroid kalınlığı ortalama 230 mikrondan 280 mikrona yükselmiştir. Bu durum koroid kanlanmasının artışına yol açar ve retinanın daha iyi beslenmesini sağlar.