Finalistlere Dön

DOKTORCLUB AWARDS 2022

Yılın Doktoru Ödülleri - Yılın Yenilikçi Diş Hekimi Finalisti

Doç. Dr. Ahmet Taylan Çebi


Doç. Dr. Ahmet Taylan Çebi

   Karabük Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi
   Erciyes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı’nda doktora eğitimini tamamladım. 2016 yılında Karabük Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı’nda Yrd.Doç.Dr olarak, kurucu öğretim üyesi kadrosunda göreve başladım. Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcılığı ve Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanlığı başta olmak üzere birçok idari görev ve komisyon başkanlıklarında bulundum. 2020 Nisan ayında Doçent ünvanını almaya hak kazandım. 2020 Temmuz tarihiyle Karabük Ağız ve Diş Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Başhekimlik görevini yürütmekteyim.
   Proje Önerisi
   Farmakolojik Olmayan Ağrı Kontrol Metodlarının Gömülü Üçüncü Molar Cerrahisi Sonrası Etkileri
   Gömülü diş operasyonları diş hekimliği rutininde en fazla yapılan cerrahi operasyonlardır. Bu tip operasyonlardan sonra hastalar sıklıkla şiddetli ağrı gibi komplikasyonlarla karşılaşmaktadırlar. Postoperatif ağrı, hastaların yaşam kalitesini ve yaşam doyumunu azaltmaktadır. Postoperatif ağrıyı önlemek amacıyla çok sayıda çalışmalar yapılmış ve farmakolojik yöntemler kullanılmıştır. Farmakolojik ajanların bilinçsiz ve yoğun bir şekilde kullanılmasının birey ve ülke ekonomisine getirdiği yük, bazı fizyolojik fonksiyonlara olumsuz etkisi ve özellikle narkotiklerin kullanıldığı durumlarda her defasında dozun artırılması nedeniyle tolerans gelişmesi gibi olumsuz yönleri vardır. Ağrının kontrolünde kullanılan bir başka metot da farmakolojik olmayan yöntemlerdir. Farmakolojik olmayan ağrı giderici yöntemlerin kullanım amacı; analjeziklerin kullanım oranının azaltılması ve hastanın ağrı sorununun ortadan kaldırılarak yaşam kalitesinin yükseltilmesidir. Farmakolojik olmayan yöntemler, ağrının ilaç dışı yöntemlerle kontrol edilmesidir.
   Farmakolojik olmayan ağrı giderici yöntemlerin kullanım amacı; analjeziklerin kullanım oranının azaltılması ve hastanın ağrı sorununun ortadan kaldırılarak yaşam kalitesinin yükseltilmesidir. Bu yöntemlerin hasta tarafından rahatlıkla uygulanabilmesi, ilaçlar gibi yan etkilerinin olmaması gibi avantajları vardır.
   Masaj çok eski zamanlardan beri, pek çok medeniyette tedavi ve iyileştirici etkileri nedeniyle kullanılan eski bir yöntemdir. Masajın ağrı azaltıcı etkileri; dolaşımı artırarak kalbin pompalama gücünü artırmakta, kas spazmını çözerek kasların gevşemesini ve kişinin rahatlamasını sağlamaktadır.
   ● Masaj yapılan bölgede oluşan vazodilatasyon ile basıya maruz kalan bölgelere olan kan akımı artırılarak bölgede biriken metabolitler uzaklaştırılmakta ve ağrı azaltılabilmektedir.
   ● Masajla, derideki dokunma reseptörleri uyarılmaktadır. Dokunma reseptörleri, ağrıyı ileten liflerden daha geniş çaplı oldukları için uyarıları, kortekse ağrı liflerinden daha hızlı iletmekte ve korteks öncelikle bu uyarıları aldığından substantia gelotinasaya mesaj göndererek ağrı kapısının kapatılmasını sağlamaktadır.
   ● Deri üzerine yapılan mekanik uyarılar, kapı kontrol mekanizmasını harekete geçirerek, beta endorfin düzeyini yükseltmektedir. Beta endorfinlerin salgılanması ağrı eşiğini yükselterek, ağrı duygusunu azaltmakta ya da ortadan kaldırmaktadır.
   Mentha bitkisinden elde edilen mentol, hem ferahlatıcı hem de ağrıyı azaltıcı etkisi olan bir ajandır. Mentol içerikli ajanlar; krem, losyon, likit ya da jel şeklinde olabilirler. Mentol içerikli ajanlar deriye uygulandıklarında sıcaklık, serinlik gibi bir etki yaratırlar. Mentol içeren maddelerin lokal olarak uygulanışı da bir tür eksternal analjezi sağlamaktadır. Mentol uygulama, dikkati başka yöne çekerek ya da ağrı algılamasını azaltarak ağrıyı hafifletmektedir. Ayrıca literatürde mentolün korteksi uyararak ağrı kapısını kapatması ya da endorfinlerin salınımını artırarak ağrıyı hafiflettiği belirtilmektedir.
   Oral ve maksillofasiyal bölge cerrahilerinden sonra kullanımına neredeyse hiç rastlanmamaktadır.
   Çalışmada, kriterlere uyan 50 hastada, 50 gömülü yirmi yaş dişi operasyonu yapılmıştır. Çift kör yöntemi ile çalışmaya alınan hastalar A ve B grubu olmak üzere iki gruba ayrılmış ve gruplara rastgele atanmıştır. İki grubu oluşturan hastalara da rutin antibiyotik profilaksisi olarak amoksisilin günde 2x1 şeklinde, gargara olarak günde 3x1 klorheksidin glukonat %2 ve nonsteroid anti-inflamatuar ilaç olarak da günde 2x1 alınacak şekilde diklofenak potasyum türevi aynı ilaçlar, aynı dozajda 7 gün boyunca verilmiştir. Ayrıca iki gruptan rastgele seçilen bir grubtaki hastalara mentol içerikli merhem verilmiş ve bu merhem ile günde 3 defa sabah-öğle-akşam 10dk’lık periyotlarla olmak şartı ile operasyon yapılan bölge üzerindeki masseter kasına ekstraoral olarak sürmesi ve basınç uygulamadan dairesel hareketlerle masaj yapması önerilmiştir. Rutin tedavi yapılan gruba A grubu, rutin tedavi ve mentollü merhem ile masaj yaptırılan gruba ise B grubu adı verilmiştir.
   Postoperatif ağrının değerlendirilmesi, hastaların operasyonu takip eden 2, 6, 8, 12, 24.ve 48.saatlerde ayrıca 3, 5 ve 7. günlerde ağrı miktarını, hazırlanmış olan 100 mm’lik Viziual Ağrı Skalası (VAS) üzerinde işaretlemeleri ile yapılmıştır.
   Sonuç olarak bu çalışmada; mentol ve masaj uygulaması gibi farmakolojik olmayan ağrı kontrol yöntemlerinin, oral cerrahi işlemler sonrası oluşan postoperatif ağrı üzerine etkin bir rol aldığı gösterilmiştir. Bu tip ağrı kontrol yöntemlerinin yan etkilerinin olmaması açısından da önem taşıması ve ağrıda etkili olmaları yönünden postoperatif destek tedavi olarak güvenilir bir şekilde kullanılacakları düşünülmektedir. İlaç kullanımlarının, ilaç bağımlılıklarının son derece arttığı çağımızda, bu tip bir nonfarmakolojik ağrı kontrol metodunun diş hekimliği ameliyatlarından sonra kullanılabilir olması ve son derece etkili bir yöntem olduğunun da bilimsel bir çalışma sonucunda gösterilmesi neticesinde yenilikçi bir girişim ve metod olarak diş hekimliği rutinine yerleşmesi gerektiği düşünülmektedir.